Anasayfa » Serbest Kürsü » “SEVMEYİ ÖĞRENMEK???” Seben Ayşe Dayı

“SEVMEYİ ÖĞRENMEK???” Seben Ayşe Dayı

Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Mezunu Seben Ayşe Dayı; bir kas hastalığı nedeni ile hayatında bazı engellerle karşılaşsa da, bakın hayatını fiziksel farklılığı olmadan  yaşayanlara, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde neler söylüyor:

Özellikle zeka farklılığı olan down sendromlu, otizmli bireylerin rengarenk giydirilip, ellerinde pankartlar sokaklarda gezmesi çıldırtan durum beni. Sonra sabah radyoda kadının “onları sevmeyi öğrenmeliyiz.” Cümlesi… kimse kimseyi sevmek, kucaklamak, şevkat göstermek zorunda değil. Olmasın da! Fiziksel ya da bilişsel farklılığı olan bireylerin tek sorunu toplumsal eşitlik ve buna bağlı yapılması gereken hukuki düzenlemeler. Bir şey yapmak istiyorsan git bilgilendirici konferanslar paneller düzenle, hukuki boyutta verilecek savaşlar da onun fikre fiilen destekçisi ol! Sonra da kişiyi O olduğu için sev!, bazı karakteristik özelliklerinden dolayı ona gıcık ol. Devletin mali eksikleri konusunda lobi yap, iyi örnekleri hep göz önünde tut. Ama asla moral, yardım konseri düzenleme. Bunun yerine konser verdiğin mekanların fiziki düzenlemesi için işletmeciye çözüm önerisi getir. Kısacası farkında olup, fiilen adım atıp, kendin gibi yaşamaya devam et. Çünkü ben öyle yapıyorum.

SAD

******************

Merhaba şimdi size dünkü Maltepe-Kadikoy sahil yolunda seyehat ettiğim sarı dolmuş şoförüyle aramda geçenleri anlamak istiyorum. Bindiğim dolmuş Suadiye’ye kadar boştu. Ve şoför dayanamayıp o soruyu sordu. “Abla bu durumun hastalıktan mı? Yoksa… Hüdai mi?” Her zamanki gibi hikayeyi sabırla anlattım. Bu durum tamamen doktor hatası, bulaşıcı mı? Hayır değil. Genetiksel mi? Hayır değil. vs vs… Adamın durumla ilgili tüm sorularına cevap verdikten sonra, bir süre doktoruma kufretti ve asıl konuya geldi. “Abla, peki şimdi yanlış anlama ama, bu senin özel hayatın nasıl oluyor? Yani senin elini kolunu böyle kullanman evlenmene mani olur mu?” Normalde hiç tanımadığım biriyle böyle sohbetlere girmem, hatta cevabını verip otururum. Tam aynı hiddet küpü davranışı sergileyecektim ki, tuttum kendimi. Hayır adam sapık değildi. Aslında densiz de değildi. Çünkü kendisini konuştuğu Türkçeden ve kullandığı Doğu ağzına ait tabirlerden ele veriyordu ki, yetiştiği alt kültürde evlilik ve buna bağlı törenler içinde kurulan cinsel yaşam ritüelleri çok kutsal ve önemliydi. Ve tüm sorduğu evlilik yaşamı icerikli soruları, benim yaşamımı koylalastirmam, güzelleştirmem ve hatta “tam” olarak yaşamam için, kendi gözünde yucelterek soruyordu. Evliliği tabii ki yeri geldiğinde isteyeceğimi, ama bunun hayatın tek şıkkı olmadığını, eğer bir gün evlenirsem, bunu beni her şeyimle kabul edip, sarıp sarmalayacak biriyle yapmak istediğimi söyledim. Şoförüm beni gerçekten anlayarak dinliyordu. Evlenmeden de bir hayatın güzel sürdürülebilir olduğunu kavradı. Lakin yine dayanamayıp bir son soru daha sordu. “Abla sakın yanlış anlama ama, peki evlensen kendini engelli biriyle mi daha rahat hissedersin yoksa normal biriyle mi?” Çoçuk merakını kaybetmemiş biri olarak gördüğüm şoförümün son sorusunu da samimiyetle cevapladım. Her iki durumun da ayrı keyifleri olduğunu, ayrı zorlukları olduğunu, benim icin önce akıl ve kalp birliğinin onemli olduğunu söyledim. Benim gibi biriyle tekrar karşılaşılması halinde çok daha hassas davranacığına söz verdi. Yolculuğumun sonuna kadar telli babaya yüzlerce Adak adanmışçasına evlenip yuva kurmak için dua ederek uğurladı beni… O kadar duadan sonra konser çıkışı Yıldırım nikahı kıyarız heralde diye düşünmedim değil! :))))) İnsan hayatını değiştirmek için bazen onların gözünden konuşmaktan iyisi yok dedim kendime….

Güzel bir perşembe  olsun efendim.

SAD

Paylaş